Yararlı Bilgiler

Adı Duyulmamış Ülkeler-Dünyanın En Küçük Ülkeleri

Dünyanın en küçük ülkeleri, adı duyulmamış ülkeler, bilinmeyen ülkeler, bilinmeyen ülke İsimleri, ufak ülkeler vb.. en ilginç bilgiler için aliskanlik.com

Adı Duyulmamış Ülkeler

Dünya üzerinde bulunan hemen hemen her ülkenin bir kuruluş hikayesi var. Bu hikayelerin arkasında da kahramanlıklar bulunuyor. Ancak bazı ülkeler tamamen şans eseri ya da farkına olmadan kurulmuştur. Özellikle geçmişte kurulan pek çok mikro ülkenin kuruluşu hesaplanmadan meydana gelmiştir. Bu yazımızda Dünyanın en küçük ülkeleri hangileri olduğuna bakacağız. Bu adı duyulmamış ülkeler çoğunluğu günümüzde harita üzerinde yer almadıkları için insanlar tarafından bilinmeyen ülkeler olarak geçiyor.

10.Ladonia

İsveç’in hemen dibinde Kullaberg doğa koruma plajı açıklarında kurulan bu ülke tamamen plansız bir şekilde kuruldu. İsveçli ünlü heykeltıraş Lars Vilks doğa doğa koruma plajının birkaç metre açığına çeşitli ahşap ve taş heykeller yaptı. Bu heykelle kısa zaman içinde bu bölgeye gelen turistler tarafından ilgi odağı oldu. Turistlerin bu ilgisi yüzünden yerel belediye meclisi de bu heykellerle ilgilenmeye başladı. Temelinde yapılan bu heykeller tamamen yasadışıydı ve aslına birer mülk olarak da kullanılabilirdi. Bu yüzden belediye meclisi bu heykellerin kaldırılmasını talep etti. Vilks ise buna karşı çıkarak heykelleri yıkmak yerine burayı bağımsız bir ülke olarak ilan etti. Hemen peşinden ise hızlı bir şekilde bu yeni krallığın bayrağını yaptı ve manifestosunu yayınladı. Bu yeni ülkesinin adını ise Ladonia Krallığı olarak belirdi. Bilinmeyen ülke İsimleri arasında adı geçen Ladonia Krallığı‘nın çok kısa bir süre içinde nüfusu 14 bin kişi oldu. Ancak işin enteresan tarafı bu 14 bin kişinin tamamının ülkede yaşamamasıydı. Krallık, kendi dilinin, parasının hatta vergi sisteminin dahi olduğu öne sürdü. 2 Haziran 1996 tarihinde İsveç’ten ayrılarak bağımsız bir krallık olduğunu açıkladı. Bu duruma karşı İsveç hiçbir yaptırımda bulunmadı. Ancak bu yeni krallığı da bir ülke olarak tanımadı.

9.Gül Adası Cumhuriyeti

İtalya’ya ait bir kasaba olan Rimini’nin 7 kilometre açığında kurulan Gül Adası Cumhuriyeti aslında temelleri denizin dibine kadar inen ve denizin üzerinde yer alan bir platformdu. Duyulmamış ülkelerden biri olan bu platformu 9 adet direk denizin üzerinde tutuyordu ve toplam alanı 400 metrekareydi. 1967 yılında ülkeyi kuran kişi ise İtalyan mühendis Giorgio Rosa idi. Platformun üzerinde çok çeşitli mağazalar, barlar, postane hatta bir radyo istasyonu dahi vardı. Tabi bir de Rosa’nın kendisine ait olan bir hediyelik eşya dükkânı da bu platform üzerindeydi. 1968 yılının haziran ayında ülke İtalya’dan bağımsızlığını ilan etti. Buna rağmen İtalyan hükumetinden herhangi bir adım gelmedi. Ta ki yeni kurulan bu ülkenin kurulma sebebinin aslında vergi kaçırmak olduğu anlaşılana kadar. Bunu yanında Gül Adası Cumhuriyeti İtalya’nın pek çok turistik merkezinden daha fazla turistin ziyaretine maruz kalıyordu. Bu gelişmeler üzerine İtalyan hükumeti olaya el attı. Donanmaya ait gemilerle platforma yaklaşıldı ve kısa zaman içinde burada bulunan insanlar toplanarak karaya çıkarıldılar. Herkes platformdan uzaklaştırıldıktan sonra platform patlayıcılarla yıkıldı. Bu yıkımın sonrasında ise ibret olması bakımından İtalyan hükumeti tarafından posta pulları bastırıldı. Pulların üzerinde ise platformun yıkımı sırasında çekilmiş olan bir fotoğraf bulunuyordu.

8.Dış Baldonia Prensliği

Diğer mikro ülkelerle karşılaştırıldığında Dış Baldonia Prensliği’nin daha gelişmiş bir ülke olduğu ortaya çıkmakta. Çünkü bir bayrağa, vatandaşlarına verdiği bir pasaporta, kendi para birimine ve en önemlisi de kendi düzenli ordusuna sahip olan bir ülkeydi. Kanada açıklarında bulunan Toscana Adaları’nın en dış ucunda bulunan bir ada üzerindeki bu ülke toplamda 4 dönümlük bir alan üzerinde bulunuyordu. Aslında bu arazi bir gazeteci olan Russell Arundel’e aitti. Bir gün yeni bir ülke kurma fikrini arkadaşlarıyla paylaştı ve hemen peşinden de çalışmalara başladı. Kısa bir süre içinde bir bağımsızlık bildirgesi yayınlandı ve 1948 yılında resmi olarak Dış Baldonia Prensliği kurulmuş oldu. Aslında bu tamamen şaka amaçlı olarak kurulmuş bir prenslikti ancak kuruluşundan sonraki gelişmeler işlerin bir anda ciddileşmesine sebep oldu. Arundel kendi ofisinin telefon numarasını prensliğin büyükelçiliğine ait bir telefon numarasıymış gibi çevresine dağıtmaya başladı. Kimsenin bilmediği bu ülke bir anda herkes tarafından tanınmaya başladı. Öyle ki Birleşmiş Milletlere katılması dahi gündeme geldi. 9 Mart 1953 tarihinde 1 adet balıkçı teknesi ile ülkenin donanması kuruldu. 1973 yılına gelindiğinde ise prensliğin sahibi konumunda bulunan Russell Arundel ülkesini Nova Scotia Kuş topluluğuna sattı.

7.Seborga

Seborga aslında İtalya’da keşişlere verilen ufak bir bölgeydi. Ancak bu bölge kısa bir süre içine bağımsız bir ülkeye dönüştü. MS. 10. Yüzyıl civarlarında kurulan bu ülke yaklaşık olarak 700 yıl boyunca varlığını sürdürdü. Ancak o dönemlerde bu ülkenin varlığı hiç kimse tarafından sorgulanmamıştı. Sebebi ise savaşların devam ettiği bir dönemde büyük topraklar kazanmak isteyen ülkelerin küçük toprakların peşinde olmamalarından kaynaklanıyordu. Sardunya Krallığı Seborga’nın varlığına son veren krallık olarak biliniyor. Yakın geçmişe gelindiğinde ise Giorgio Carbone isimli bir kişi Seborga’nın varlığının hala devam ettiğini ileri sürdü. Çünkü o tarihten günümüze gelene kadar ortada ülkenin yıkıldığına dair ne bir kanıt vardı ne de İtalya ile bu konuda bir anlaşma yapılmıştı. Carbone bu çıkışı yüzünden Seborga topraklarında yaşayan halkın da desteğini aldı ve ülkenin başkanı seçildi. Nisan 1995’de resmi olmayan bir referandum yapıldı ve Seborga’nın İtalya’dan bağımsız bir ülke olduğu 304 oya 4 oyla kabul edildi. Bu aynı zamanda Seborga halkının İtalya’dan ayrı bir devlet olmayı savunmalarının da bir göstergesi olmuştur. Kısa bir süre sonra ülke kendi para birimini çıkardı ve pullar bastırmaya başladı. Bütün bu gelişmelere rağmen İtalyan hükumeti hiçbir adım atmadı ve olan bitene sessiz kalmayı tercih etti. Bugün Seborga sınırları içinde yaşayan herkes Seborga’ya vergi vermeye devam ediyor.

6.Frestonia

Londra’nın Hammersmith banliyösü sınırları içinde bulunan Frestonia sadece 2 dönümlük bir araziydi. 1977 yılında yapılan bir referandum ile burada yaşayanlar bağımsızlıklarını ilan etmek istediklerini dile getirdiler. Referanduma katılım oranı %94 gibi oldukça yüksek bir oranda oldu. En sonunda ise Frestonia bağımsızlığını ilan etti. Ülkenin kendi gazetesinin olması bir yana dursun, kendi film endüstrisi dahi vardı. Halk otobüsleri ve yeraltı metrosu da dahil olmak üzere kendi ulaşım ağına sahipti. İngiltere Posta Merkezi Frestonia için pul dahi bastırdı. Bununla birlikte kendi para birimlerini yaratma üzerinde de çalışmalara başladılar. Hatta bu yeni para biriminin İngiliz Sterlininden çok daha değerli olacağı konuşulmaya başlanmıştı. Ülkenin bağımsızlığını ilan etmesinin üzerinden 5 yıllık bir süre geçtikten sonra ülke sınırları içinde toplamda 23 tane ev ve bu evlerde yaşayan 97 kişi olmuştu. Dönemin ünlü İngiliz rock grubu Clash, ülkeye destek vermek için yeni albümleri olan Combat Rock’ı Frestonia sınırları içinde kaydetti. Ancak işin bir de diğer tarafı vardı. Burada yaşayanlar İngiliz kimliklerinden vazgeçmek zorundalardı ve bu durum aslında ciddi bir sıkıntıydı. Bu yüzden Frestonia’da yaşayanlar yavaş yavaş burayı terk etmeye başladılar. Geriye kalan insanlar ise ülkenin savunduğu ideal fikirleri hayata geçirmekte zorlandılar ancak burası hala Frestonia adıyla anılmaya devam eden bir bölge ancak eskisi kadar bağımsız olmayı savunmuyorlar.

5.Redonda Krallığı

Redonda Krallığı 1800’lü yıllarda Karayiplerde bulunan neredeyse tamamı dik yamaçlarla kaplı bir ülkeydi. O zamanlarda civardaki adaların tamamında su sıkıntısı bulunmaktaydı. Bu adalardan bir tanesi olan Montserrat adasında yaşayan Matthew Shiell, Redonda adası üzerinde su kaynakları bulunduğunu keşfetti ve buraya gitti. Kısa bir süre sonra bu adada bir krallık kurabileceği düşüncesine kapıldı. Zira ada tamamen bilinmeyen ve üzerinde insan yaşamının olmadığı bir adaydı. Zaman içinde adaya insan getirdi ve adada yaşam başlamış oldu. Çevresindeki insanlar tarafından biraz da dolduruşa getirilerek dönemin İngiltere Kraliçesi Victoria’ya bir mektup yazdı. Bu mektubunda bölgede Redonda Krallığı adında bir krallık kurmak istediğini, kraliçeye karşı gelmeyeceğini ve krallığının Britanya Krallığı tarafından tanınmasını istedi. Elbette bununla ilgili bir geri dönüş alamadı. Kısa süre içinde adamın bölgedeki popülerliği arttı. Bazı tanınmış yazarlar kitaplarında Redonda Krallığından bahsettiler. Zaman içinde krallıkta düzenlenen bazı organizasyonlarda Francis Ford Coppola, Ray Bradbury ve Alice Munro gibi sanatçılar sahne aldılar.

4.Melchizedek Hakimiyeti

Küçük ülkelerin zaman içinde ortaya çıkmalarının önemli sebeplerinden bir tanesi de bağlı bulundukları ülkenin çeşitli mevzuatları yerine kendi koydukları mevzuatları kullanarak refah içinde yaşamaktır. Günümüzde olduğu gibi 1986 yılında Antarktika açıklarında bir adada kurulan Melchizedek Hakimiyeti de kendi kanunlarını kullanarak insanlara çeşitli kolaylıklar sunmak amacıyla kurulmuştu. Elbette bu kolaylıkların en başında herhangi bir vergiye tabi olmadan şirket kurmak, insanlara pasaport düzenlemek hatta burada bulunan bankalar vasıtasıyla kara para aklamak gibi pek çok işlem bu ada hakimiyetinde yapılıyordu. Ülkenin pasaportu bir dönem o kadar ünlü oldu ki tek bir pasaport 10 bin dolar gibi fahiş bir ücrete satılır duruma geldi. Melchizedek Hakimiyetinin günümüzde kendisine ait bir de web sayfası bulunuyor. Ancak bu hakimiyet çok fazla yasa dışı olaya arka çıktığı için bu web sayfası zaman içinde hackerlar tarafından düzenli bir şekilde hacklenmekte. Bütün bunlarıa karşın bu hakimiyet kendi statüsünü Vatikan’ın sahip olduğu statü ile aynı görmekte. Bununla birlikte Birleşmiş Milletler tarafından tanındığını da iddia eden din merkezli bir devlet rolünde olduğunu da iddia etmekte. Bütün yaşanan olaylara karşı bu hakimiyet hala varlığını sürdürmeye devam ediyor. Üstelik zaman zaman gündeme gelmek adına çeşitli girişimlerde de bulunmakta. Bu girişimlerden en akılda kalanı ise 1995 yılında Fransa’ya açtıkları savaştır.

3.Minerva Cumhuriyeti

Minerva Cumhuriyeti Avustralya açıklarında sığ sular üzerine tamamı taşıma kumlarla inşa edilmiş bir adaydı. 1970 yılında emlak zengini olan Michael Oliver, kendi imkanları ile mavnalara kum yükleterek Avusturya açıklarında bu kumlardan yapay bir ada inşa etti. Adanın üzerine de küçük sayılabilecek bir gözetleme kulesi kurdu. Minerva Cumhuriyeti’nin ana gelir kaynağı tabi ki balıkçılıktı. Ancak bu kâğıt üzerinde görünen kaynaktı. Zira Michael Oliver’ın zenginliği adanın kısa zamanda içinde zengin bir ada olmasına yetiyordu. 1972 yılında bağımsızlığını ilan eden ada geçici bir başkana sahip oldu. Hemen akabinde ise kendi para birimi olan Minerva Doları piyasaya sürüldü. Ancak hemen yakında buluna bir başka ada devleti olan Tonga bu durumdan oldukça rahatsız oldu. Tongalılar Minerva Cumhuriyeti Adasına çıkarak bu adaya kendi bayraklarını diktiler. Adada garip bir kargaşa ortaya çıktı ve seçilmiş olan geçici başkan adanın sahibi olan Michael Oliver’ı adadan kovdu. Aradan geçen 10 yılın sonunda birkaç Amerikalı bu sefer adayı ele geçirmeye çalıştılar. Ancak bu Amerikalılar da karşılarında Tonga askerlerini buldular ve adadan uzaklaştırıldılar. Günümüzde ada Fiji tarafından sahiplenilmiştir.

2.Sealand Prensliği

Sealand Prensliği bu listede bulunan en küçük ancak en fazla ün yapmış ülkelerden bir tanesidir. İngiltere açıklarında bulunan ve 2. Dünya Savaşından kalma bir deniz kalesi korsan radyo yayıncısı olan Paddy Roy Bates tarafından ziyarete edilir. Amacı burada bir radyo istasyonu kurmak olsa da bu fikir yerini bağımsız bir devlet kurmaya bırakır. Yayınlarında buranın adını sürekli olarak Sealand olarak lanse eder. 1975 yılına gelindiğinde ise aklındakileri teker teker hayata geçirmeye başlar. Sırasıyla önce kendi bayrağını yapar, milli marşını besteler ve kendi parasını basar. Hatta biraz daha ileri giderek insanlara Sealand Prensliğinin pasaportunu dahi vermeye başlar. Sealand’in dünya tarafından tanınmasında rol oynayan olay ise platformun yakınından geçen bir İngiliz gemisine silahla ateş edilmesi oldu. Bates mahkemeye verildi ancak Sealand İngiltere karasularından çok uzaktaydı ve bu bile beraat etmesi için yeterli görüldü. Havada kalan bazı kanuni sebeplerden dolayı burası tam anlamıyla bir ülke statüsüne hiçbir zaman giremedi. Ancak platform üzerinde bir film dahi çekilmesi burasının bir anda tüm dünya tarafından bilinmesine neden oldu. Günümüzde burası hala turistlerin ziyaretine açık bir platform olarak varlığına devam ediyor.

1.Hutt Nehri Prensliği

 

1970 yılında kendisine bağımsızlık verildiğini iddia eden en eski mikro ülkelerden olan Hutt Nehri Prensliği o zamandan günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Leonard George Casley adındaki zengin bir çiftçi kanunlar gereği ürettiği buğdayların sadece %10’luk kısmını satabiliyordu. Bu yüzden Avusturya hükumeti ile pek çok kez görüştü ancak yasalar açıktı. Bunun üzerine hıncını alabilmek adına başka yollar denemeye başladı. Çiftçi o kadar zengindi ki hıncını alabilmek için pek çok girişimde bulundu. Bu girişimlerinin en büyüğünde ise yaklaşık 52 milyon dolar para harcadı. Ancak yine de başarılı olamadı. Casley araştırmalara devam etti ve hukuki açıdan bir açık fark etti. Bu açık bir şekilde Avusturya devletler topluluğundan belirli şartlar dahilinde ayrılmaya izin veriyordu. Leonard George Casley prensliğini ilan ederek kendisine prens unvanı verdi. Yanında ise yakın arkadaşları bulunmaktaydı. Maddi olarak hiçbir sıkıntısı bulunmayan bu prenslik, inadına Avustralya hükumetine bir mektup yazarak kendisini tanımasını istedi ve cevap vermeleri için 2 yıllık bir süre verdiklerini belirttiler. Ancak süre doldu ve Avustralya’dan bir yanıt gelmedi. Aradan geçen 4 yıl sonunda kendilerine bir mektup ulaştı. Avustralya hükumetinden gelen bu mektupta kendilerine vergi ödemek zorunda oldukları belirtiliyordu. Bu bir bakıma Hutt Nehri Prensliğinin Avustralya tarafından da tanınmış olduğunun göstergesiydi. Tanındığını anlayan Casley’in ilk işi Avustralya’ya savaş ilan etmek oldu. Hemen ardından ise ateşkes ilan edildiği bildirildi. Aslında Casley bu şekilde davranmakla gerçek bir devletin davranışlarını simüle ediyordu. Savaş açıyordu, ateşkes ilan ediyordu. İlerleyen dönemlerde Avustralya, Hutt Nehri Prensliği hakkında davalar açtı. Ancak açılan bu davaların hepsi düşürüldü. Mahkeme prensliğin para biriminin, kendi bayrağının ve basmış olduğu pulların geçerliliğine hükmetti. Günümüzde bu prenslikte yaşan kişiler Avusturya hükumetine gelirlerini beyan ederek vergi ödemek zorundadırlar. Ancak bir kişi prenslik sınırları içinde herhangi bir gelir elde ediyorsa bunun vergisini Avustralya’ya ödemez. Bu prenslik halen varlığını sürdürmekte ve toplamda 14 bin kişi prensliğin vatandaşı olarak görünmektedir. Her yıl önemli ölçüde turist kafilesi Hutt Nehri Prensliğini ziyaret eder.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu